Türkiye'de arkeolojinin verimli yılı: Kanlıtaş'ın başsız figürinleri ve 2026'nın keşifleri
2026, Türkiye arkeolojisi için verimli bir yıl oldu. Kanlıtaş Höyük'te bulunan sekiz bin yıllık başsız figürinlerden Malatya'daki mağara resimlerine, keşiflere sakin bir bakış.
Yıllardır tarihe ilgi duyan biri olarak, geçmişin bir anda değil, sabırlı bir çabayla gün yüzüne çıktığını öğrendim. 2026 yılı, Türkiye arkeolojisi için tam da böyle verimli bir dönem oldu. Anadolu'nun dört bir yanında yapılan kazılar, topraklarımızın ne kadar zengin bir geçmişi barındırdığını bir kez daha gösterdi. Bu keşiflere sakin ve dikkatli bir gözle bakmak istiyorum.
Kanlıtaş'ın başsız figürinleri
En çok dikkatimi çeken keşif, Eskişehir'in İnönü ilçesi yakınlarındaki Kanlıtaş Höyük'te yapıldı. Anadolu Üniversitesi yürütücülüğünde 2013'ten beri süren kazılarda, yaklaşık sekiz bin yıllık dört başsız kadın figürini bulundu. Bu buluntular, Neolitik dönem insanının ritüel dünyasına dair yeni ipuçları sunuyor ve bizi çok uzak bir geçmişe bağlıyor.
Kasıtlı bir ritüel mi?
Figürinlerin bir kısmının başlarının bilinçli olarak koparılmış olması araştırmacıların dikkatini çekti. Bu durum tesadüf değil, kasıtlı bir insan davranışı gibi görünüyor. Başsız ya da başı kırılmış kadın figürinlerinin, özellikle kapatıldığı düşünülen mekânlarda bulunması, bunların yapıların terk edilmesi sırasında bir tür adak olarak bırakılmış olabileceğini düşündürüyor.
Sadece Kanlıtaş değil
2026'nın keşifleri Kanlıtaş ile sınırlı kalmadı. Malatya'nın Tohma Kanyonu'nda, yaklaşık yüz insan ve hayvan figürü ile geometrik semboller barındıran tarih öncesi bir mağara belirlendi. Bu, Türkiye'nin en önemli kaya resmi örneklerinden biri olma yolunda ilerliyor. Böyle bir buluntu, atalarımızın sanatla ve inançla ne kadar erken tanıştığını hatırlatıyor.
Çömlekten obsidiyene
Diğer bölgelerden de heyecan verici haberler geldi. Güneydoğudaki Çemka Höyük'te bulunan yaklaşık on iki bin yıllık kil kap parçaları, çömlek teknolojisinin sanılandan çok daha erken denemelerle ortaya çıktığını gösteriyor. Bitlis'te Nemrut Dağı çevresinde ise mağaralar ve obsidiyen atölyeleriyle Paleolitik döneme ait yerleşim izleri saptandı. Her biri ayrı bir hikâye anlatıyor.
Sakin bakışım
Tüm bu heyecana rağmen ölçülü kalmaya çalışıyorum. Her keşif, uzun bir yolun yalnızca başlangıcıdır; ardından analiz, koruma ve sabırlı bir değerlendirme süreci gelir. Manşetler heyecan verse de asıl değer, bu buluntuların yıllar içinde bize ne öğreteceğinde saklı. Gerçek sınav, bu mirası koruyup gelecek kuşaklara aktarabilmemiz olacak.





